Mutluluğu Sende Yaşa

Aşk ile birlikte Sex muhteşem

17

Prof. Dr. Mehmet Sungur aşkı anlatıyor..
Prof. Dr. Mehmet Sungur, romantik bir aşkın cinsel istekleri da artırdığını dile getiriyor.

Aşkın cinsellikten haz almanın güvencesi olduğunu bildiren Sungur, ekliyor: “Aşkla uygulanan seks ziyafet gibidir.
Aşksız olanı ise sıradan bir yemektir.”
Bugünlerde çok satanlar listelerinde süratle artan ‘Sen, Ben ve Aramızdaki Her Şey, Iblis Üçgeni: Aşk-Evlilik, Sadakatsizlik’ isimlikitabıyla isminden sıkça soz ettiren Psikiyatrist Prof.
Dr. Mehmet Sungur, aşkı sıradanlığa bir başkaldırış olarak nitelendiriyor.

Aşık olan şahıs içersinde hayatın monotonluğunun kaybolduğunu ve sıradan olayların dahi pozitif manalar kazandığını bildiren Prof.
Dr. Sungur, ekliyor: “Aşık olduğunuzda henüz anlayışlı, henüz sabırlı,henüz eli açık ve henüz sevecen olduğumuzu fark ederiz.
Bu durumuyla aşk, fazlası insanın derinde kendine sakladığı iyi ve sevecen yönlerini meydana çıkaran özellikler taşır.
Aşkı böylesine arzulanır kılan bir farklı sebep de sonsuz sahteliklerin yaşandığı dünyada eşi benzeri olmayan bir içtenliği simgeliyor olmasıdır.”
Şehvetle başlar
Birbirinden çok büyülenen iki insan arasında kıvılcımlanan duygularlaalakalı bir sıralama yapıldığında evvel şehvetin, ardından aşkın, son olarak sırada ise sevginin meydana çıktığını bildiren Prof.
Dr. Sungur, sözlerini şu şekilde sürdürüyor: “Her şehvet aşka, her aşk da sevgiye dönüşmeyebiliyor.
Şehvet cinsel doyum sağlamaya yönelik tabii bir aşerme halidir.
Aşk ise, şehvetin belirli bir vakit diliminde idealize edilen bir partnere odaklanmasıdır.
Şehvetin özel bir şahsa odaklanabilmesi içersinde cinsel dürtülerin de oşahsa yönelik olarak artmış olması beklenir.
Bu bağlamda, aşkın cinsel arzuyu artırması şaşılacak bir vaziyetdeğildir.”
Bir ziyafet gibi
Biyokimyasal yönden ise, aşık olma sürecinde çoğalan dopaminin, testosteronu da artırdığını bildiren Sungur, şu şekilde devam ediyor: “Testosteron, cinsel arzunun belirleyicisidir.
Romantik aşkta salgılanan dopaminin testosteronu artırması, romantik aşkın cinsel arzuyu da artırabildiğine delil olarak düşünülebilir.
Bu nedenle aşk, cinselliğin haz garantisidir.
Aşk sahibi olan cinsellikle, içermeyen cinsellik arasındaki fark; sıradan bir yemekle, ziyafet yemeği arasındaki gibidir.”
Engeller ve zorluklar aşıklarda ‘Romeo-Juliet’ tesiri yaratır
Aşkın önündeki engellerin hisleri yoğunlaştırdığına ilgi çeken Prof.
Dr. Mehmet Sungur, sözlerini şu şekilde sürdürüyor: “Aşık olunan bireyinevli olması, okyanusun başka doğrultusunda yaşaması, değişik bir dil konuşması, değişik etnik gruplardan gelmesi veyahut değişik dini inanışlara sahip olması romantik hisleri azaltmaz.
Aşk, ayrılık ve güçlüklerle karşılaşınca daha fazla beslenir.
Belki de bu sebepten, anne ve babalar çocuklarının aşık bulunduğubireyi benimsemediklerinde ve engellemeye kalkıştıklarında, onları istemeden de olsa makul görmedikleri şahıslara henüz da yaklaştırmışgerçekleşir.
Buna; ‘Romeo-Juliet etkisi’ de diyebiliriz.
Bu; negatif şartların hisleri kamçılaması halidir.”
Mutlu evliliğin sırrı aşk değil
Prof. Dr. Sungur, mutlu evliliğin sırrının mutlaka aşk olmadığını dile getiriyor ve ekliyor: “Mutlu bir evlilik içersinde aşk hiçbir zaman yetmez.
Evliliğin sıhhatli bir biçimde devam yapabilmesi, çiftlerin evliliği romantik bir rüyanın devamı olarak algılamalarını değiştirmeleri ileolasıdır.
Evlilik, birbirlerinden değişik geçmişleri, beklentileri, gereksinimleri,reaksiyonları ve duyarlılıkları olan iki ayrı ferdin, rutin izleyen bir temasiçersinde uyumla yaşayabilmeleri sanatıdır.
Aşk bir görme kabahati, evlilik ise görme kusurunun irade dışı tedavisidir.
Aşk ‘ben’leri yok etmek pahasına ‘biz’ olmak, hudutları iyi çizilmiş bir evlilik ise ‘ben’leri koruyarak ‘biz’ olmaktır.
Sadakatsizlik ise; ‘biz’i yok etme tehlikesini göze alabilmek demektir.”
Aşk bir görme kusurudur
Aşkın bir görme kabahati olduğunu bildiren Prof.
Dr. Mehmet Sungur, ekliyor: “Çeşitli düzeylerde görme kabahati sahibi olanaşkı yaşam sürdüren şahıslar, aşık olunanda gerekli her şeyin var olduğuna inanır.
Aşıklar bu sebepten birbirlerine, ‘Birbirimiz içersinde yaratılmışız’ ya da’Sen benim ruh ikizimsin’ gibi sözler söyler.
Sanki elmanın iki yarısı uzun vakittir birbirlerini aramış ve nihayet bir araya gelerek bir bütün oluşturmuştur.
Hatta öyle bir beraberlikleri bulunmaktadır ki; bu beraberlikte dış dünyaya duyulan gereksinim gittikçe azalır.
Ne var ki ihtiyaçlardan kaynaklanan görme kabahati hasebiyle idealize edilen bu kaynaşma durumu, uzun sürmez.
Zamanla görme kabahati düzelmeye başlar ve tümşeyleri olmasını istediğimiz gibi görmekten vazgeçip, bulunduğu gibi görmeye başlarız.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.